Çevremdeki insanların %99'unun CHP'ye oy vereceğini öğrenince buradaki tahmini yapmıştım, çok fena yanıldım gördüğünüz gibi. Çevremdeki insanların Türkiye'de bu kadar azınlık olduklarını maalesef bilmiyordum.
Seçim sonuçları gösteriyor ki:
1. Oy kullanan seçmenin yaklaşık yarısı her türlü yolsuzluktan, hergün bir şehit vermekten, işsizlikten, ülkenin satılmasından gayet memnun.
2. Yukarıdakileri anlatıp, seçmeni korkutmaya çalışarak oyunuzu artıramaz, seçim kazanamazsınız. Bugünden çalışmaya başlamalı, ve sahip olduğunuz tüm varlıkları bir sonraki seçime kadar projeler üretmeye ve bunları tanıtmaya harcamalısınız.
3. Daha modern ve batılı diyebileceğimiz %20'ye hitap etmek daha geleneksel ve muhafazakar yaşayan %47'yi anlayamamak bundan sonra tüm seçimleri akp ve benzerlerinin kazanmasına sebep olacak.
4. Daha muhafazakar dediğimiz bu çoğunluk ve daha modern dediğimiz azınlık aslında hepimizin farkında olup da söylemeye korktuğu ciddi bir bölünmeyi kanıtlıyor. Yani etnik bölünmeden korkarken, kültürel bölünme yaşıyoruz ki etnik bölünmeden çok daha ciddi bir mesele bu zira etnik bölünmeye karşı Ordu hiç yoksa bir güvence olsa da bizim için kültürel bölünmeye karşı olan herhangi bir siyasi parti veya oluşum-organizasyon göremiyorum. İşin kötüsü iki grup da birbirinden aşırı derecede nefret ediyor.
5. Bu arada daha modern dediğimiz azınlığın AB'ye karşı oluşu, daha muhafazakar çoğunluğun ise AB'nin yanında oluşu da çok önemli ve açıklaması zor bir tezat yaratıyor. Sonuçta %20'lik azınlığın çoğunluğu Ordu'nun demeçlerinden memnun, demokrasinin kötüye kullanılmasındansa bir süre askıya alınmasını tercih edebilecek durumda, yani modern azınlığın çoğunluğu modern demokrasi dışında bir çözüme kötü bakmıyor.
Bütün bunların sonucunda Türkiye için iyimser olmak mümkün mü?
Bence değil, ortalıktaki akp karşıtı grupların da çizgilerini değiştirmeye başladıklarını göremiyorum. Aynı cümleler kurulmaya devam ediyor. Türkiye mutlu bir hayat sürdürülebilen bir ülke olmak için gerekli koşulları sağlamaktan maalesef çok uzakta.
Çözüm?
2 çözüm var:
1. Anti-demokratik çözüm: akp hatalarına devam eder, Ordu darbe yapar ki bu çözüm sayılmaz zira %47'yi hiçe sayıyorsunuz. Avrupa ve Amerika bize sırtını döner. Biz İran-Rusya-Türk Cumhuriyetleri ve Müslüman dünyaya yöneliriz, yeni birlikler kurmaya çalışırız. Veya küçük bir ihtimal de olsa daha iyisi bu birliklerin kendi gücünü tehdit edeceğini düşünen Batı Türkiye'ye karşı küstah ve dayatmacı tavrından vazgeçer. Ama mutlu hayat sürdürebilme şansı şimdikiyle aynı yerde, çok uzaklarda olur.
2. Demokratik çözüm: Ana muhalefet ve ona oy veren azınlık mevcut antipatik siyasetinden ve ayrımcılığından hem kişiler hem de düşünceler bazında vazgeçer, kendi içinde bir yeniden yapılanma yaşar, 5 yıl boyunca tüm maddiyatını kültürel bölünmenin minimuma indirilmesini sağlayacak projeleri üretmeye ve tanıtmaya harcar, halk partisi adını sözde değil özde yaşatır ve gerçekten sevilen bir liderle seçimlerde daha büyük başarı kazanmayı hedefler.
2. çözüm olsa keşke demek geliyor içimden ama seçim sonrası 10 güne bakınca bile 1. çözümün yakında gerçekleşecek olma ihtimali beni korkutuyor.
10 günde ne mi oldu?
- akp milletvekili zafer üskülün açıklamaları (bu adam profesör)
- abdullah gülün açıklamaları
- TSK'nın açıklamaları
Bir de şu var ki bu ayrı bir entry konusu:
- Hükümet akarsu ve göletleri satıyor.
Thursday, 2 August 2007
Monday, 23 July 2007
Secimler Ardindan
Önsöz
Secimleri iki duzlemde yorumlamak istiyorum. Oncelikle bu secimler göreceli olarak duzgun isleyen olgunlasmis bir demokraside olmuslar gibi alip, kisisel dünya görüsüm acisindan inceleyecegim. Bu bakis acisi ne yazik ki cok da aydinlik olmayacak.
Daha sonra "ideal"den uzaklasip gercekci bir gozluk takacagim. Yüzyillar boyu entellektuel gelismelerden kendini soyutlamis, rönesans, reformasyon, sanayii devrimi ve halk devrimleri sureclerinden tamamemen uzakta kalmis bir ülkenin, travmatik bir cokus sonrasi yine entellektuel imkansizliklar icinde kurulan ve emekleme döneminde bir cok kez dizine (ve bazen basina) sikilan kursunlarla yere serilen bir yavas yavas ayaga kalkmakta olan demokrasisine özel bir gozluk olacak bu. Bu kadar on kosul one surdukten sonra secimlerin yine de iyi bir analizini yapamayacagim. Sadece bu secimlerin iyi sonuclara gebe oldugu ümidini yansitacagim.
Magra'dan Disarida
Benimle son zamanlarda politik konularda konusmus olanlar -ya da tartismis olanlar diyeyim hangisi cogunlukta bilemiyorum cünkü- giderek daha özgürlükcü (liberalatarian) serbest piyasaci ve anarsist (devlet'in kuculmesi manasinda) bir cizgi edindigimi farketmislerdir. Bu acidan bakildiginda koklerinde Islam'cilik olan bir partinin %47 oy almasi beni gercekten cok uzdu.
Oncelikle ozgurlukcu bir insan olarak yapilan kanunlarin olabildigince ikili veya coklu iliskilerde baskalarinin ozgurluklerine tecavuz eden tarafin cezalandirilmasi ile sinirli kalmasi gerektigine inaniyorum. Domuz yemek gibi insanin kendisinden baska kimseye zarari olma ihtimali olmayan -ki oyle bir zarar oldugu bile tartisilir- bir eylemi yasaklayan bir dusuncenin kanunlari yaptigini hayal etmek tum tuylerimi diken diken ediyor.
Bunun otesinde kanunlar konulacaksa bunun vahiy'lere degil insanlar arasi uzlasilara dayandirilmasi gerekli olduguna inaniyorum. Kanunlar oyle olmalidir ki hayatini vahiylere gore yasayanlar da, hayatini akil ile cikarilan prensiplere dayandirarak yasayanlar da, hayatini hicbirseye dayandirmadan yasayanlar da diger insanlarin ozgurluklerine tecavuz etmedikce diledikleri gibi yasayabilsinler. Bu yönden bakilinca Islam'in seriat hukumlerini toplum hayatina empoze etmek istemis ve isteyen insanlarin bulundugu bir partinin basta olmasi beni rahatsiz ediyor.
Velhasil kelam kisisel inanclarim acisindan bu secim tam anlamiyla bir hayal kirikligi oldu.
Magara'nin Icinde
Simdi gelelim önsözde belirttigim kisitlamalar icinde bu secimleri yorumlamaya. Bunu yapmak icin bu secim sonuclarini demokrasimizin onunde duran iki buyuk engel baglaminda irdelemeliyiz.
Köktendinci Tehlike Acisindan
Bu engellerden ilki kisisel yorumumda da belirttigim AK Parti icinde bulunan seriatci kesimin -AK Parti'nin tümünün bu kesimden olduguna inanmiyorum, ancak günümüz politikasinda dar ilgi gruplarinin genis yetkilere sahip olmasi sik rastlanan bir durum- güttügü kanunlarin vahiy kaynakli olma istegi. Seriat hükümlerinin gectigi bir ülkede demokrasi'den bahsedilemeyecegi cok acik olsa gerek, ama secim bunu anlamayan insanlarin oldugunu gösterdi. Demokrasi insanlarin sonuclari kendi hayatlarini etkileyecek kararlarda söz sahibi olmasidir. Bu karari verirken Kuran'a, ya da Nietzsche 'ye dayanarak karar vermek onlarin en dogal hakkidir. Seriat ise sonuclari kendilerini etkileyecek kararlarda o insanlara degil -cogu zaman farkli ya da tarafli yorumlanan- vahiy yoluyla gelen kurallara basvurmaktir. Görüldügü gibi demokrasi insanlarin hayatlarini vahiy yoluyla gelen kurallara gore yasamalarini engellemezken, seriat o kurallara inanmayan ya da farkli yorumlayan kislere ayni hakki vermemektedir. Ak Parti'nin 367 milletvekilini cikaramamis olmasi bu acidan bir subap gorevi gorebilir.
Darbe Tehlikesi Acisindan
Ulke demokrasimizin onunde olan ikinci engel de insanlarin kendi hayatlarini etkileyecek kararlar verirken kendi akillarina ve ya inanclarina danismalarina saygi duymak yerine o insanlar icin kendilerinin daha iyi karar verebileceklerine inanan, ve bu baglamda Islamci kanun yapicilardan farklari olmayan Ordu'nun totaliter demokrat -ya da Leninist- kesimi. Aynen AKP'nin sadece seriatcilardan olusmadigina inandigim gibi Ordu'nun icinde de sadece darbeci demokratlarin olduguna inanmiyorum. %47lik bir cogunluk karsisinda bu kesimin darbe yapmasinin ancak ve ancak Pirus zaferi ya da kapsamli bir cokusle sonuclanacak olmasi bu acidan bir subaptir.
Demokrasi Taslarinin Yerine Oturmasi
Görüldügü gibi secim bu iki buyuk tehlikeye karsi bir korunma ya da konfor alani sagliyor. Bu secim sonrasi insanlari biraz da olsun rahatlatacak bir sonuc.
Demokrasimiz icin baska iyi olarak algilanabilecek baska bir sonuc da sag-sol spektrumunda taslarin yerine oturuyor olmasi. Muhafazakar sag AKP'nin eline gectigi bu secimle artik damgalandi. Milliyeti sag'da ise MHP var. CHP bu haliyle ancak -Chavez gibi petrol zengini olmadikca- tüm dünyada muhalefet olmadan öteye gidemeyecek ama yine de gerekli devletci sol olabilir. Eksik olan taslar nelerdir diye baktigimizda Almanya'daki FDP tarzi liberal ve yenilikci bir sag parti ile Ingiltere'deki "Yeni Isci Partisi"benzeri gecmiste kalmis -ya da kimilerine göre askiya alinmis- sosyalist dogmalardan kurtulmus, dünya gercekleri ile barisik sol bir partinin hala siyasi arenamizda kendine yer edinebilecegi görülüyor. CHP'nin icinden ayrilacak bir kisim yenilikciler ile AKP ile DTP/ANAP'nin icinden gelen liberaller bu yeni sol partinin tohumlarini atabilirler. Yine DTP/ANAP ile AKP'den gelecek bazilari da liberal sag parti icin tohum olabilirler.
Ayrica baska mutlu bir nokta da ülkemizde politika üretmeden, umut vermeden, korku salarak politika yapmanin sonuclari hüsran olacaktir. Artik iktidara gelmek isteyenler politika üretmeye ve politikalar sonucu ümit vermeye zorunlular.
Makyevelci Islamcilik icin bir Turnusol Kagidi
Bu secimi Ak Parti'nin ismi ile bize verdigi su dil oyununu kullanarak da yorumlamak mümkün.
"Bu secim Ak Partinin Ak mi Kara mi oldugunu anlayacagimiz secim olacak."
Ak Partinin yonetici kadrosu her firsatta degistiklerini Islamci hedeflerini bir kenara biraktiklarini, Avrupa Birligi yolunda demokratiklesmeye bas koyduklarini dile getiriyorlardi. Artik bu secim sonrasi bu sözlerinin gercek mi yalan mi oldugu ortaya cikacak.
Eger Ak Parti "kara" cikarsa basta dile getirdigim seriat'a dayali sistemin uygulanmasi tehlikesi var ve bu da demokrasimizin sonu olur.
Eger Ak parti degistim soylemlerinde hakli oldugunu hareketleriyle kanitlarsa, dogrularini vahiy'e dayandiran ve de bu dogrulari baskalarina empoze etmek istemeyen vatandaslarin sesini dile getirmek icin ugrasan, bu acidan da tamamen demokratik olan bir parti -Hristiyan Demokratlar gibi- oldugunu göstermis olur. Bu hem Ak Parti hem de Türkiye icin bir kazanc olur. Baykal gibi korku üzerine siyaset yapan koltuk yapiskangillerinin sonu da gelmis olur.
Neler Yapilmali
Ancak görüldügü gibi demokrasimizin hayati bir zamanlar seriatci soylemler icinde bulunan bir partinin ellerinde.
Hayatta kendini ezdirenler, mucadele etmeyenler her zaman ezildigi icin demokrat ve ilerici kesim bu noktada Nisan Gösterileri sirasinda basladigi gibi sesini duyurma, degerleri icin mücadele etmeye devam etmez ise ezilmeye mahkum olacak.
Bu noktada gercekten somut cozum onerilerim var. Asagida belirtecegim iki konuda benimle ve Ozan ile fikir alisverisinde bulunmak isteyen, ya da katilmak isteyenler lütfen bizimle irtibata gecsin.
1- Avam Demokrasi Gruplari (Grasroots Organizations): Hicbir politik partiye bagli olmadan, politikalarin ve kanunlarin kendilerine benzer etkiler yapacagina inandiklari icin bir araya gelmis bireylerin olusturdugu, problem belirleme, ve probleme cozum uretme amacli kar ve iktidar amaci gütmeyen kuruluslar.
2- Demokrasiyi Koruma Örgütleri (Watchdogs): "Laiklik elden gidiyor", ya da "Din elden gidiyor" diye bagiran politkacilardan sikilmis, benzer hayat görüslerine sahip vatandaslarin cikarilan kanunlari, kararnameleri, yapilan atamalari birlikten güc ve zaman dogar prensibi ile süzgecten gecirip gerekli mercilerde (yerel, ulusal, uluslararasi mahkemeler, medya) anyasa ve kanunlara aykiriliklari dile getirmek icin biraya geldikleri kuruluslar.
Yukarida belirttigim kuruluslarin cogalmasi vatandaslarin demokrasi bilincinin gelismesi anlamina gelecegi icin, eger gerceklesirse, bu secimin en iyi sonucu olacaktir.
Secimleri iki duzlemde yorumlamak istiyorum. Oncelikle bu secimler göreceli olarak duzgun isleyen olgunlasmis bir demokraside olmuslar gibi alip, kisisel dünya görüsüm acisindan inceleyecegim. Bu bakis acisi ne yazik ki cok da aydinlik olmayacak.
Daha sonra "ideal"den uzaklasip gercekci bir gozluk takacagim. Yüzyillar boyu entellektuel gelismelerden kendini soyutlamis, rönesans, reformasyon, sanayii devrimi ve halk devrimleri sureclerinden tamamemen uzakta kalmis bir ülkenin, travmatik bir cokus sonrasi yine entellektuel imkansizliklar icinde kurulan ve emekleme döneminde bir cok kez dizine (ve bazen basina) sikilan kursunlarla yere serilen bir yavas yavas ayaga kalkmakta olan demokrasisine özel bir gozluk olacak bu. Bu kadar on kosul one surdukten sonra secimlerin yine de iyi bir analizini yapamayacagim. Sadece bu secimlerin iyi sonuclara gebe oldugu ümidini yansitacagim.
Magra'dan Disarida
Benimle son zamanlarda politik konularda konusmus olanlar -ya da tartismis olanlar diyeyim hangisi cogunlukta bilemiyorum cünkü- giderek daha özgürlükcü (liberalatarian) serbest piyasaci ve anarsist (devlet'in kuculmesi manasinda) bir cizgi edindigimi farketmislerdir. Bu acidan bakildiginda koklerinde Islam'cilik olan bir partinin %47 oy almasi beni gercekten cok uzdu.
Oncelikle ozgurlukcu bir insan olarak yapilan kanunlarin olabildigince ikili veya coklu iliskilerde baskalarinin ozgurluklerine tecavuz eden tarafin cezalandirilmasi ile sinirli kalmasi gerektigine inaniyorum. Domuz yemek gibi insanin kendisinden baska kimseye zarari olma ihtimali olmayan -ki oyle bir zarar oldugu bile tartisilir- bir eylemi yasaklayan bir dusuncenin kanunlari yaptigini hayal etmek tum tuylerimi diken diken ediyor.
Bunun otesinde kanunlar konulacaksa bunun vahiy'lere degil insanlar arasi uzlasilara dayandirilmasi gerekli olduguna inaniyorum. Kanunlar oyle olmalidir ki hayatini vahiylere gore yasayanlar da, hayatini akil ile cikarilan prensiplere dayandirarak yasayanlar da, hayatini hicbirseye dayandirmadan yasayanlar da diger insanlarin ozgurluklerine tecavuz etmedikce diledikleri gibi yasayabilsinler. Bu yönden bakilinca Islam'in seriat hukumlerini toplum hayatina empoze etmek istemis ve isteyen insanlarin bulundugu bir partinin basta olmasi beni rahatsiz ediyor.
Velhasil kelam kisisel inanclarim acisindan bu secim tam anlamiyla bir hayal kirikligi oldu.
Magara'nin Icinde
Simdi gelelim önsözde belirttigim kisitlamalar icinde bu secimleri yorumlamaya. Bunu yapmak icin bu secim sonuclarini demokrasimizin onunde duran iki buyuk engel baglaminda irdelemeliyiz.
Köktendinci Tehlike Acisindan
Bu engellerden ilki kisisel yorumumda da belirttigim AK Parti icinde bulunan seriatci kesimin -AK Parti'nin tümünün bu kesimden olduguna inanmiyorum, ancak günümüz politikasinda dar ilgi gruplarinin genis yetkilere sahip olmasi sik rastlanan bir durum- güttügü kanunlarin vahiy kaynakli olma istegi. Seriat hükümlerinin gectigi bir ülkede demokrasi'den bahsedilemeyecegi cok acik olsa gerek, ama secim bunu anlamayan insanlarin oldugunu gösterdi. Demokrasi insanlarin sonuclari kendi hayatlarini etkileyecek kararlarda söz sahibi olmasidir. Bu karari verirken Kuran'a, ya da Nietzsche 'ye dayanarak karar vermek onlarin en dogal hakkidir. Seriat ise sonuclari kendilerini etkileyecek kararlarda o insanlara degil -cogu zaman farkli ya da tarafli yorumlanan- vahiy yoluyla gelen kurallara basvurmaktir. Görüldügü gibi demokrasi insanlarin hayatlarini vahiy yoluyla gelen kurallara gore yasamalarini engellemezken, seriat o kurallara inanmayan ya da farkli yorumlayan kislere ayni hakki vermemektedir. Ak Parti'nin 367 milletvekilini cikaramamis olmasi bu acidan bir subap gorevi gorebilir.
Darbe Tehlikesi Acisindan
Ulke demokrasimizin onunde olan ikinci engel de insanlarin kendi hayatlarini etkileyecek kararlar verirken kendi akillarina ve ya inanclarina danismalarina saygi duymak yerine o insanlar icin kendilerinin daha iyi karar verebileceklerine inanan, ve bu baglamda Islamci kanun yapicilardan farklari olmayan Ordu'nun totaliter demokrat -ya da Leninist- kesimi. Aynen AKP'nin sadece seriatcilardan olusmadigina inandigim gibi Ordu'nun icinde de sadece darbeci demokratlarin olduguna inanmiyorum. %47lik bir cogunluk karsisinda bu kesimin darbe yapmasinin ancak ve ancak Pirus zaferi ya da kapsamli bir cokusle sonuclanacak olmasi bu acidan bir subaptir.
Demokrasi Taslarinin Yerine Oturmasi
Görüldügü gibi secim bu iki buyuk tehlikeye karsi bir korunma ya da konfor alani sagliyor. Bu secim sonrasi insanlari biraz da olsun rahatlatacak bir sonuc.
Demokrasimiz icin baska iyi olarak algilanabilecek baska bir sonuc da sag-sol spektrumunda taslarin yerine oturuyor olmasi. Muhafazakar sag AKP'nin eline gectigi bu secimle artik damgalandi. Milliyeti sag'da ise MHP var. CHP bu haliyle ancak -Chavez gibi petrol zengini olmadikca- tüm dünyada muhalefet olmadan öteye gidemeyecek ama yine de gerekli devletci sol olabilir. Eksik olan taslar nelerdir diye baktigimizda Almanya'daki FDP tarzi liberal ve yenilikci bir sag parti ile Ingiltere'deki "Yeni Isci Partisi"benzeri gecmiste kalmis -ya da kimilerine göre askiya alinmis- sosyalist dogmalardan kurtulmus, dünya gercekleri ile barisik sol bir partinin hala siyasi arenamizda kendine yer edinebilecegi görülüyor. CHP'nin icinden ayrilacak bir kisim yenilikciler ile AKP ile DTP/ANAP'nin icinden gelen liberaller bu yeni sol partinin tohumlarini atabilirler. Yine DTP/ANAP ile AKP'den gelecek bazilari da liberal sag parti icin tohum olabilirler.
Ayrica baska mutlu bir nokta da ülkemizde politika üretmeden, umut vermeden, korku salarak politika yapmanin sonuclari hüsran olacaktir. Artik iktidara gelmek isteyenler politika üretmeye ve politikalar sonucu ümit vermeye zorunlular.
Makyevelci Islamcilik icin bir Turnusol Kagidi
Bu secimi Ak Parti'nin ismi ile bize verdigi su dil oyununu kullanarak da yorumlamak mümkün.
"Bu secim Ak Partinin Ak mi Kara mi oldugunu anlayacagimiz secim olacak."
Ak Partinin yonetici kadrosu her firsatta degistiklerini Islamci hedeflerini bir kenara biraktiklarini, Avrupa Birligi yolunda demokratiklesmeye bas koyduklarini dile getiriyorlardi. Artik bu secim sonrasi bu sözlerinin gercek mi yalan mi oldugu ortaya cikacak.
Eger Ak Parti "kara" cikarsa basta dile getirdigim seriat'a dayali sistemin uygulanmasi tehlikesi var ve bu da demokrasimizin sonu olur.
Eger Ak parti degistim soylemlerinde hakli oldugunu hareketleriyle kanitlarsa, dogrularini vahiy'e dayandiran ve de bu dogrulari baskalarina empoze etmek istemeyen vatandaslarin sesini dile getirmek icin ugrasan, bu acidan da tamamen demokratik olan bir parti -Hristiyan Demokratlar gibi- oldugunu göstermis olur. Bu hem Ak Parti hem de Türkiye icin bir kazanc olur. Baykal gibi korku üzerine siyaset yapan koltuk yapiskangillerinin sonu da gelmis olur.
Neler Yapilmali
Ancak görüldügü gibi demokrasimizin hayati bir zamanlar seriatci soylemler icinde bulunan bir partinin ellerinde.
Hayatta kendini ezdirenler, mucadele etmeyenler her zaman ezildigi icin demokrat ve ilerici kesim bu noktada Nisan Gösterileri sirasinda basladigi gibi sesini duyurma, degerleri icin mücadele etmeye devam etmez ise ezilmeye mahkum olacak.
Bu noktada gercekten somut cozum onerilerim var. Asagida belirtecegim iki konuda benimle ve Ozan ile fikir alisverisinde bulunmak isteyen, ya da katilmak isteyenler lütfen bizimle irtibata gecsin.
1- Avam Demokrasi Gruplari (Grasroots Organizations): Hicbir politik partiye bagli olmadan, politikalarin ve kanunlarin kendilerine benzer etkiler yapacagina inandiklari icin bir araya gelmis bireylerin olusturdugu, problem belirleme, ve probleme cozum uretme amacli kar ve iktidar amaci gütmeyen kuruluslar.
2- Demokrasiyi Koruma Örgütleri (Watchdogs): "Laiklik elden gidiyor", ya da "Din elden gidiyor" diye bagiran politkacilardan sikilmis, benzer hayat görüslerine sahip vatandaslarin cikarilan kanunlari, kararnameleri, yapilan atamalari birlikten güc ve zaman dogar prensibi ile süzgecten gecirip gerekli mercilerde (yerel, ulusal, uluslararasi mahkemeler, medya) anyasa ve kanunlara aykiriliklari dile getirmek icin biraya geldikleri kuruluslar.
Yukarida belirttigim kuruluslarin cogalmasi vatandaslarin demokrasi bilincinin gelismesi anlamina gelecegi icin, eger gerceklesirse, bu secimin en iyi sonucu olacaktir.
Labels:
demokrasi,
grasroots,
secim sonuclari,
watchdogs
Monday, 30 April 2007
Gül'un Cumhurbaskanligi, Genelkurmay Basin Aciklamasi ve Anayasa Uzerine
Abdullah Gül'ün Cumhurbaskanligi
Abdullah Gül'un Cumhurbaskanligi'na karsiyim. Yalniz bu karsi olma durumu demokrasinin dogasi geregi cogunlugun destegini almis ancak gorusleri ve politikalarini benimsemedigim bir partiye ve ya kisinin karsisinda olmam ile ayni duzlemde yorumlanmamali. Demokrasi'nin dogasi geregi az once tanimini yaptigim tarz bir karsi olma durumunda olsaydim 7 sene bekler, ve bu 7 sene boyunca onume gelen her sansta, kendim yarattigim yaratmaya calistigim ve var olan her platformda karsi oldugum politikalarini elestirirdim.
Ancak Abdullah Gül'e olan karsiligim beni hala demokrasinin yapitaslarindan biri olan laiklik ilkesine olan inancina dair inandiramamis olmasindan kaynaklaniyor. Nuri kisisel blog'umda Abdullah Gül'e ait 1995 tarihli bir röportaj'a yer verdi:
"Artık saklanamaz gerçekler var. İslamın yalnız ahireti değil, dünyevi düzeni de içerdiği bir gerçektir. Ben bir Müslümanım ve buna inanıyorum.
- Tercihiniz şeriat öyle mi?
- Türkiye'de geçerli kanunlar arasında, İslama aykırı olan da var, olmayan da. Aykırı olanlar baskıdır. Baskı kalkacak. Bu hakkı kullanacağım. Halka bu imkânı vereceğim.
- Camiye, ramazana, Kuran okuluna kim mâni oldu ki?
- Düzen Türkiye'de İslamı, caminin içine hapsetti. Biz İslamı hayat tarzı olarak görmek istiyoruz..."
Acikca goruldugu gibi Abdullah Gül Laik bir ulkenin yasalarini Islam'in sartlarina gore yeniden degerlendirmek istiyor. Bu laikligin tanimina tamamen aykiri. Laiklik bir birey'in toplumdaki diger bireylerin insan haklarina ve evrensel ozgurluklerine zarar vermedikce din'ini yasamasina izin verirken, yasalarin din'e gore yapilmasi o din'e inanmayan bireylere ayni hakki vermemektedir. Bunun yaninda ozellikle Islam gibi mensuplarinca ne yazik ki pek bilinmeyen bir din yasalara kaynak olmasi, dar bir guc cevresine demokrasiye aykiri olarak yonetilenlerce secilmeden orantisiz bir guc vermektedir. Iran'da olan da budur.
Insanlarin fikirlerinin degisemeyecegine inanmiyorum. Ulkemizde gozlemledigim ve uzuldugum genel bir kani ozellikle politikacilarin eski fikirlerinden vazgecmeleri adeta bir zayiflik olarak algilanmasi ve yillarca ayni fikirlerin savunulmasinin bir erdem olarak algilanmasidir. Bunu kisisel hayatlarinda prensiplere ve kurallara uymayan bir toplumun goz onunde olan uyelerinden -bahsi gececen bu kahramanlardan cok uzak olduklarini bilmesine ragmen- ideallestirilmis, kahramanca bir davranis bekleyerek kendini tatmin etmesi olarak algiliyorum. Bu konudaki dusuncemi belirttikten sonra, sadece "Degistim" diyerek degisilmis olmayacagini, degisen insanlarin bizlere eski fikirlerini artik neden dogru bulmadiklarini, yeni fikirlerini, ve eski fikirlerinden yeni fikirlerine gelirken yasadiklari entellektuel, kisisel ve ya toplumsal degisimleri birer birer anlatmakla yukumludurler. Abdullah Gül bunu yapmadigi ve beni ikna etmedigi icin hala eski fikirlerinin etkisinde oldugunu dusunuyorum, ve laiklige ve dolayisiyla demokrasiye karsi olan birisini demokrasiye zarar verip benden benim ona demokratik yollardan karsi cikma hakkimi elimden alacagini dusundugum icin cumhurbaskani olarak gormek istemiyorum.
Kendisine yapilan bazi elestirileri ise haksiz buldugumu da belirtemk istiyorum. Esi'nin basini (türbanla) örtmesi bence cumhurbaskani olmasi icin engel teskil etmemeli. Az once tanimini yaptigim laiklik ilkesi geregince esinin turban takmasi herhangi baska bir bireyin temel hak ve ozgurlukleri ile celismedigi icin en dogal hakkidir. Bu hakki elinden almak Iran'da basini ortmeme hakkinin elinden alinmasindan farkli degildir.
Yine Abdullah Gul'un esinin Avrupa Insan Haklari Mahkemesi'nde Turkiye'ye dava acmis olmasi Abdullah Gul'un cumhurbaskani olmamasi icin bir neden teskil edildigini dusunenler var. Devleti veya herhangi bir kurumu dava etmek en temel insan haklarindan biridir. Bu hakki kullandi diye kimse suclanamaz, ya da herhangi bir haktan muaf tutulamaz.
Ozet olarak Abdullah Gul devletin yonetimi, yasalarin yapimi ile dini karistirmak istedigi icin Cumhurbaskani olmamali, esi turbanli oldugu ya da Turkiye'yi dava ettigi icin degil.
Genel Kurmay'in Basin Aciklamasi ve Alternatifler
----- Doldurulacak --------
Bütün Bu Sorunlarin Nedeni
Anayasamizdir. Dunya uzerinde saglikli isleyen tum demokrasilerde kuvvetler ayriligi ilkesi kuvvetlerin icinde birbirini dengeleyen unsurlar ile pekistirilmistir. Bir ornek vereyim.
Yurtdisi politikalarini ne kadar yanlis bulursaniz bulun kanimca dunyada en iyi isleyen demokrasisi Amerika Birlesik Devletlerinde bulunmaktadir. Simdi bu dengeleyici usulleri tek tek inceleyelim.
Soylemek istedigim su. Evet bir rejim tehlikesi var. Ama bu tehlike 27 senedir bekliyordu. Ben, siz, anneniz babaniz, kendilerini Laikligin yilmaz savunucusu olarak goren Ordu -bu egreti anayasanin yaraticisi olmalari da ayri bir konu-, tum muhalefet partileri 27 senedir bu anayasayi degistirmeyerek bu rejim tehlikesinde suclu durumdayiz. son bir ayda iki tane -demokratik tepkisizlik hastasi toplumumuz icin muhtesem bir gelisme olsa da- buyuk gosteri yapmis olmamiz bizi aklamaz. Bu sorunlu gunleri atlatacagamizdan umutluyum, ama bu anayasa degismedikce sorunlar 10 sene araliklarla tekrarlamaya devam edecektir. Onun icin herkesi Anayasa'yi okumaya ve kendilerine yakin bulduklari parti'ye Anayasa degisikligi icin baski yapmaya davet ediyorum.
Abdullah Gül'un Cumhurbaskanligi'na karsiyim. Yalniz bu karsi olma durumu demokrasinin dogasi geregi cogunlugun destegini almis ancak gorusleri ve politikalarini benimsemedigim bir partiye ve ya kisinin karsisinda olmam ile ayni duzlemde yorumlanmamali. Demokrasi'nin dogasi geregi az once tanimini yaptigim tarz bir karsi olma durumunda olsaydim 7 sene bekler, ve bu 7 sene boyunca onume gelen her sansta, kendim yarattigim yaratmaya calistigim ve var olan her platformda karsi oldugum politikalarini elestirirdim.
Ancak Abdullah Gül'e olan karsiligim beni hala demokrasinin yapitaslarindan biri olan laiklik ilkesine olan inancina dair inandiramamis olmasindan kaynaklaniyor. Nuri kisisel blog'umda Abdullah Gül'e ait 1995 tarihli bir röportaj'a yer verdi:
"Artık saklanamaz gerçekler var. İslamın yalnız ahireti değil, dünyevi düzeni de içerdiği bir gerçektir. Ben bir Müslümanım ve buna inanıyorum.
- Tercihiniz şeriat öyle mi?
- Türkiye'de geçerli kanunlar arasında, İslama aykırı olan da var, olmayan da. Aykırı olanlar baskıdır. Baskı kalkacak. Bu hakkı kullanacağım. Halka bu imkânı vereceğim.
- Camiye, ramazana, Kuran okuluna kim mâni oldu ki?
- Düzen Türkiye'de İslamı, caminin içine hapsetti. Biz İslamı hayat tarzı olarak görmek istiyoruz..."
Acikca goruldugu gibi Abdullah Gül Laik bir ulkenin yasalarini Islam'in sartlarina gore yeniden degerlendirmek istiyor. Bu laikligin tanimina tamamen aykiri. Laiklik bir birey'in toplumdaki diger bireylerin insan haklarina ve evrensel ozgurluklerine zarar vermedikce din'ini yasamasina izin verirken, yasalarin din'e gore yapilmasi o din'e inanmayan bireylere ayni hakki vermemektedir. Bunun yaninda ozellikle Islam gibi mensuplarinca ne yazik ki pek bilinmeyen bir din yasalara kaynak olmasi, dar bir guc cevresine demokrasiye aykiri olarak yonetilenlerce secilmeden orantisiz bir guc vermektedir. Iran'da olan da budur.
Insanlarin fikirlerinin degisemeyecegine inanmiyorum. Ulkemizde gozlemledigim ve uzuldugum genel bir kani ozellikle politikacilarin eski fikirlerinden vazgecmeleri adeta bir zayiflik olarak algilanmasi ve yillarca ayni fikirlerin savunulmasinin bir erdem olarak algilanmasidir. Bunu kisisel hayatlarinda prensiplere ve kurallara uymayan bir toplumun goz onunde olan uyelerinden -bahsi gececen bu kahramanlardan cok uzak olduklarini bilmesine ragmen- ideallestirilmis, kahramanca bir davranis bekleyerek kendini tatmin etmesi olarak algiliyorum. Bu konudaki dusuncemi belirttikten sonra, sadece "Degistim" diyerek degisilmis olmayacagini, degisen insanlarin bizlere eski fikirlerini artik neden dogru bulmadiklarini, yeni fikirlerini, ve eski fikirlerinden yeni fikirlerine gelirken yasadiklari entellektuel, kisisel ve ya toplumsal degisimleri birer birer anlatmakla yukumludurler. Abdullah Gül bunu yapmadigi ve beni ikna etmedigi icin hala eski fikirlerinin etkisinde oldugunu dusunuyorum, ve laiklige ve dolayisiyla demokrasiye karsi olan birisini demokrasiye zarar verip benden benim ona demokratik yollardan karsi cikma hakkimi elimden alacagini dusundugum icin cumhurbaskani olarak gormek istemiyorum.
Kendisine yapilan bazi elestirileri ise haksiz buldugumu da belirtemk istiyorum. Esi'nin basini (türbanla) örtmesi bence cumhurbaskani olmasi icin engel teskil etmemeli. Az once tanimini yaptigim laiklik ilkesi geregince esinin turban takmasi herhangi baska bir bireyin temel hak ve ozgurlukleri ile celismedigi icin en dogal hakkidir. Bu hakki elinden almak Iran'da basini ortmeme hakkinin elinden alinmasindan farkli degildir.
Yine Abdullah Gul'un esinin Avrupa Insan Haklari Mahkemesi'nde Turkiye'ye dava acmis olmasi Abdullah Gul'un cumhurbaskani olmamasi icin bir neden teskil edildigini dusunenler var. Devleti veya herhangi bir kurumu dava etmek en temel insan haklarindan biridir. Bu hakki kullandi diye kimse suclanamaz, ya da herhangi bir haktan muaf tutulamaz.
Ozet olarak Abdullah Gul devletin yonetimi, yasalarin yapimi ile dini karistirmak istedigi icin Cumhurbaskani olmamali, esi turbanli oldugu ya da Turkiye'yi dava ettigi icin degil.
Genel Kurmay'in Basin Aciklamasi ve Alternatifler
----- Doldurulacak --------
Bütün Bu Sorunlarin Nedeni
Anayasamizdir. Dunya uzerinde saglikli isleyen tum demokrasilerde kuvvetler ayriligi ilkesi kuvvetlerin icinde birbirini dengeleyen unsurlar ile pekistirilmistir. Bir ornek vereyim.
Yurtdisi politikalarini ne kadar yanlis bulursaniz bulun kanimca dunyada en iyi isleyen demokrasisi Amerika Birlesik Devletlerinde bulunmaktadir. Simdi bu dengeleyici usulleri tek tek inceleyelim.
- Yasama: Bildiginiz gibi iki kanatli bir parlementoya sahip olan Amerika Birlesik Devletleri'nde senato ve temsilciler meclisi secimleri baskanlik secimlerinden iki yil sonra olmaktadir. Bunun yaninda Parlemento'nun ust kanadi Senato'da her secimde uyelerin bir yarisi secilmekte, geri kalan yarisi da bir sonraki secimde koltuklari icin secime gitmektedir. Senato uyelerin daha uzun sureli gorevde kalmalarina ragmen daha az yapici yetki ile donatilmis olmalari senatoyu ele geciren partinin orantisiz guc sahibi olmasini engellemektedir. Temsilciler Meclisi uyeleri daha genis yapici yetkilerle (executive authority) donatilmis olsalar da, daha kisa araliklarla secilerek bu genis yetkiyi kotuye kullanmalari durumunda en kisa zamanda secmenler tarafindan cezalandirlmalari saglanir. Ayrica birbirleri ile tandem calisan yasama organlari yine tek bir partinin secmen destegi ile orantisiz olarak iki kanadi da ele gecirmesini engellemektedir. Temsilciler Meclisini ele geciren bir parti gucu yanlis kullanirsa iki sene sonra yapilan Senato secimlerinde Senato'yu muhalefete birakarak sinirlandirilacaktir.
- Yurutme:Baskan en genis yapici yetkilere sahip oldugu icin direk olarak secmenlerce secilmekte, ve yasama organinca denetlenmektedir. Yasama organi gerekli gordugu zamanlarda baskani gorevinden alabilmektedir. Baskanlik secimleri ile meclis secimleri ayri tutularak yine bir denge saglanmistir. George W. Bush tüm dünyada tepki ceken dis politika yanlislarinin cezasini Senato ve Temsilciler Meclisini Demokratlar'a kaptirarak odemis, elindeki yetkileri yanlis kullanma secmenlerce cezalandirilmistir.
- Yargi: Yasama ve yarginin icindeki kurullar yarginin bagimsizligini dentlemekle yukumludurler. Su sirarlar en onemli hakimleri atayan bas yargic televizyonlar karsisinda Senato'da sorgulanmaktadir. Yaptigi atamalarin yurutme organinin istekleri dogrultusunda gelistigi kanitlanirsa kariyeri sona erecektir.
Soylemek istedigim su. Evet bir rejim tehlikesi var. Ama bu tehlike 27 senedir bekliyordu. Ben, siz, anneniz babaniz, kendilerini Laikligin yilmaz savunucusu olarak goren Ordu -bu egreti anayasanin yaraticisi olmalari da ayri bir konu-, tum muhalefet partileri 27 senedir bu anayasayi degistirmeyerek bu rejim tehlikesinde suclu durumdayiz. son bir ayda iki tane -demokratik tepkisizlik hastasi toplumumuz icin muhtesem bir gelisme olsa da- buyuk gosteri yapmis olmamiz bizi aklamaz. Bu sorunlu gunleri atlatacagamizdan umutluyum, ama bu anayasa degismedikce sorunlar 10 sene araliklarla tekrarlamaya devam edecektir. Onun icin herkesi Anayasa'yi okumaya ve kendilerine yakin bulduklari parti'ye Anayasa degisikligi icin baski yapmaya davet ediyorum.
Tuesday, 24 April 2007
LAIKLIK ESASI
EVRENSEL TANIM
Türkiye Cumhuriyeti'ndeki tüm özel ve tüzel kisilikler anyasa ile belirlenmis insan temel hak ve hürriyetlerine uymakla yükümlüdürler. Kisiler dinlerinin, ve fikirlerinin gereklerini diger bireylerin bu temel hak ve hürriyetleri ile celismedikce yasamaya özgürdürler.
T.C. ANAYASA TANIMI
DIGER TANIMLAR
ILGILI SORUNLAR
UYGULAMA YOL PLANI
Türkiye Cumhuriyeti'ndeki tüm özel ve tüzel kisilikler anyasa ile belirlenmis insan temel hak ve hürriyetlerine uymakla yükümlüdürler. Kisiler dinlerinin, ve fikirlerinin gereklerini diger bireylerin bu temel hak ve hürriyetleri ile celismedikce yasamaya özgürdürler.
T.C. ANAYASA TANIMI
DIGER TANIMLAR
ILGILI SORUNLAR
UYGULAMA YOL PLANI
Nasil Bir Türkiye Istiyorum?
Bu girdimde hayalimdeki Türkiye'yi madde madde siralayacagim ozellikleri ile anlatmaya calisacagim. Her ozellik o ozelliigi derinlemesine inceledigim baska bir girdiye link olacak. Eger saydigimi ozelliklerden birinin kafanizdaki ideal Türkiye'ye uymadagini düsünüyorsaniz lütfen bunu bu girdiye yapacaginiz yorum ile tartisalim.
Eger itiraziniz o ozelligin tanimina ise bu tartismayi o ozelligin girdisine yorumlar ve cevaplar olarak yapmak istegindeyim. Ozelliklerin girdileri o ozelliklerin acik bir tanimi ile baslayacak, bu tanimin T.C. Anayasa'sindaki tanimi ile karsilastirilamsi ile devam edecek. Diger Anayasalar'da veya devletler arasi anlasmalarda benzer tanimlari bulabilirsem bunlarla da bir karsilastirma yapacagim. Bu ozellige Anayasa'da yapilan atiflar ile devam edecek girdi, su an Türkiye'de bu özellikler ile ilgili sorunlar ve bu sorunlar'a cozumler ilk once su anki yasalar cercevesinde aranacak daha sonra da en basta yaptigimiz tanimin bu sorunlari cevaplandirip cevaplandirmadigi sorulari sorulacak. Eger tanim belli sorunlari cozumlemiyorsa tanimin yeniden yapilmasi yoluna gidilecektir.
Altini cizmek istedigim baska bir nokta da yaptigim ideal devlet tanimi'nin su anda ya da yarin uygulanamayacaginin ve hatta baz tanimlarin hic ama hic birebir uygulanamyacaginin farkinda oldugum. Fakat bu konulari tartistigimda aldigim "Bu dedigin utopya", "Bu dediklerin Avrupa'da olur ama bize fazla" gibi yorumlara acik olmadigimi da belirtmek isterim. Ilk tarz yorumlara Ideal'lerin bir hedef koyduklarini, ideal'e ulasilamasak bile yolumuzu kaybettigimiz, ya da nereye gidecegemizi bilmedigimiz durumlarda bize yol gosterici olduklarini hatirlatarak cevap vermek istiyorum. Ikinci tarz yorumlari ise silecegim, hicbir toplum her hangi bir nedenle modern bir devleti hakketmiyor olamaz. Ozellikle Turk toplumuna ait olan bireyler olarak birincil gorevimizin "bu bize gitmez" diye bahane uydurup gorevden kacmak yerine "bunu toplumuma nasil kazandiririm" sorusunu sormamiz gerektigine inaniyorum.
Bu aciklamadan sonra hayalimdeki Türkiye'nin ozelliklerini siralamaya baslayayaim. Son olarak hatirlatmak isterim ki bu girdi dahil her girdi "canli belge" olacaktir. Yani surekli degisime ve eklemeye acik olacaklar.
Hayalimdeki Türkiye...
Eger itiraziniz o ozelligin tanimina ise bu tartismayi o ozelligin girdisine yorumlar ve cevaplar olarak yapmak istegindeyim. Ozelliklerin girdileri o ozelliklerin acik bir tanimi ile baslayacak, bu tanimin T.C. Anayasa'sindaki tanimi ile karsilastirilamsi ile devam edecek. Diger Anayasalar'da veya devletler arasi anlasmalarda benzer tanimlari bulabilirsem bunlarla da bir karsilastirma yapacagim. Bu ozellige Anayasa'da yapilan atiflar ile devam edecek girdi, su an Türkiye'de bu özellikler ile ilgili sorunlar ve bu sorunlar'a cozumler ilk once su anki yasalar cercevesinde aranacak daha sonra da en basta yaptigimiz tanimin bu sorunlari cevaplandirip cevaplandirmadigi sorulari sorulacak. Eger tanim belli sorunlari cozumlemiyorsa tanimin yeniden yapilmasi yoluna gidilecektir.
Altini cizmek istedigim baska bir nokta da yaptigim ideal devlet tanimi'nin su anda ya da yarin uygulanamayacaginin ve hatta baz tanimlarin hic ama hic birebir uygulanamyacaginin farkinda oldugum. Fakat bu konulari tartistigimda aldigim "Bu dedigin utopya", "Bu dediklerin Avrupa'da olur ama bize fazla" gibi yorumlara acik olmadigimi da belirtmek isterim. Ilk tarz yorumlara Ideal'lerin bir hedef koyduklarini, ideal'e ulasilamasak bile yolumuzu kaybettigimiz, ya da nereye gidecegemizi bilmedigimiz durumlarda bize yol gosterici olduklarini hatirlatarak cevap vermek istiyorum. Ikinci tarz yorumlari ise silecegim, hicbir toplum her hangi bir nedenle modern bir devleti hakketmiyor olamaz. Ozellikle Turk toplumuna ait olan bireyler olarak birincil gorevimizin "bu bize gitmez" diye bahane uydurup gorevden kacmak yerine "bunu toplumuma nasil kazandiririm" sorusunu sormamiz gerektigine inaniyorum.
Bu aciklamadan sonra hayalimdeki Türkiye'nin ozelliklerini siralamaya baslayayaim. Son olarak hatirlatmak isterim ki bu girdi dahil her girdi "canli belge" olacaktir. Yani surekli degisime ve eklemeye acik olacaklar.
Hayalimdeki Türkiye...
- LAIK'tir
- ACIKLIK ESASI'ni toplumun her organinda uygular
- Herhangi bir gucu kullanan herhangi bir organ tamamen bagimsiz organlarca KONTROL EDILIR
- GUCLER AYRILIGI ESASI uygulanir
Wednesday, 21 March 2007
Adalet gerçekten Adil mi?
Türkiye'de işlenen suça doğru ceza veriliyor mu, verilen cezanın bir standardı var mı, hatta suç tanımları yeterli mi?
İnsanlar Kanun önünde eşit mi?
Kanunlar yeterince açık ve net mi tanımlanmış?
Hayır...
Peki Yargı bağımsız mı?
İşte sorun burada, Yargı bağımsız değil:
'Yargıya karşı bir duruş'
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, toplantıya gelmeyen Adalet Bakanı ile Müsteşarı'nı sert bir şekilde eleştirdi
Yargıtay'ın boş olan 23, Danıştay'ın boş olan 9 üyeliğine aylardır yapılamayan seçim krize neden oldu. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) toplantısı Adalet Bakanlığı tarafından engellendi. Kurulun başkanı sıfatını taşıyan Adalet Bakanı Cemil Çiçek yurtdışına gitti.
Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga da bakanlıktan 100 metre ilerideki salona gelmedi. Çiçek'i yargıya müdahale etmekle suçlayan HSYK üyeleri, Kasırga hakkında yasal işlem yapılması için tutanak düzenledi.
Çiçek, kurulda istediği isimleri seçtiremeyeceği endişesiyle seçimi engellediği iddialarını yalanlamıştı, ama önceki gün de bir resmi ziyaret için Almanya'ya gitti. Çiçek, kurula toplantının seçim gündemiyle yapılmasına önceden karar verilmesinin yasal olmadığını bildiren bir yazı gönderdi.
HSYK Kanunu'na göre, yedi üyeli kurulun toplantılarına Çiçek'in yerine yedek üyelerden biri katılabiliyor. Ancak, Adalet Bakanlığı Müsteşarı katılmaz, yardımcılarından birini de göndermezse, yeter sayı bulunamadığı için toplantı yapılamıyor. Bu nedenle gözler Kasırga'ya çevrildi. Kasırga da mazeret bildirmeksizin toplantıya katılmadı. Yardımcılarından birinin de gelmemesi nedeniyle toplantı yapılamadı. Bunun üzerine Yargıtay ve Danıştay kökenli HSYK üyeleri, dört yedek üyenin imzasıyla ortak bir açıklama yaptı.
Çiçek'in yazısının yasal dayanağı ve hukuki bağlayıcılığı bulunmadığı, kişisel düşünce ve tercihini yansıttığı belirtilen açıklamada, "Sadece yargı bağımsızlığına karşı bir duruş, Yüksek Kurul'un faaliyetlerini engelleme, yargıya müdahale niteliği arz etmektedir" denildi.
HSYK Başkan Vekili Mahmut Acar, "Kurul toplantılarına katılmak hak değil, müsteşarın anayasal görevidir" dedi. HSYK, toplantıda tutulan tutanağı 1. sınıf yargıç olması nedeniyle Yargıtay Başkanlar Kurulu'na göndererek Fahri Kasırga hakkında soruşturma açılmasını isteyebilecek.
İnsanlar Kanun önünde eşit mi?
Kanunlar yeterince açık ve net mi tanımlanmış?
Hayır...
Peki Yargı bağımsız mı?
İşte sorun burada, Yargı bağımsız değil:
'Yargıya karşı bir duruş'
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, toplantıya gelmeyen Adalet Bakanı ile Müsteşarı'nı sert bir şekilde eleştirdi
Yargıtay'ın boş olan 23, Danıştay'ın boş olan 9 üyeliğine aylardır yapılamayan seçim krize neden oldu. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) toplantısı Adalet Bakanlığı tarafından engellendi. Kurulun başkanı sıfatını taşıyan Adalet Bakanı Cemil Çiçek yurtdışına gitti.
Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga da bakanlıktan 100 metre ilerideki salona gelmedi. Çiçek'i yargıya müdahale etmekle suçlayan HSYK üyeleri, Kasırga hakkında yasal işlem yapılması için tutanak düzenledi.
Çiçek, kurulda istediği isimleri seçtiremeyeceği endişesiyle seçimi engellediği iddialarını yalanlamıştı, ama önceki gün de bir resmi ziyaret için Almanya'ya gitti. Çiçek, kurula toplantının seçim gündemiyle yapılmasına önceden karar verilmesinin yasal olmadığını bildiren bir yazı gönderdi.
HSYK Kanunu'na göre, yedi üyeli kurulun toplantılarına Çiçek'in yerine yedek üyelerden biri katılabiliyor. Ancak, Adalet Bakanlığı Müsteşarı katılmaz, yardımcılarından birini de göndermezse, yeter sayı bulunamadığı için toplantı yapılamıyor. Bu nedenle gözler Kasırga'ya çevrildi. Kasırga da mazeret bildirmeksizin toplantıya katılmadı. Yardımcılarından birinin de gelmemesi nedeniyle toplantı yapılamadı. Bunun üzerine Yargıtay ve Danıştay kökenli HSYK üyeleri, dört yedek üyenin imzasıyla ortak bir açıklama yaptı.
Çiçek'in yazısının yasal dayanağı ve hukuki bağlayıcılığı bulunmadığı, kişisel düşünce ve tercihini yansıttığı belirtilen açıklamada, "Sadece yargı bağımsızlığına karşı bir duruş, Yüksek Kurul'un faaliyetlerini engelleme, yargıya müdahale niteliği arz etmektedir" denildi.
HSYK Başkan Vekili Mahmut Acar, "Kurul toplantılarına katılmak hak değil, müsteşarın anayasal görevidir" dedi. HSYK, toplantıda tutulan tutanağı 1. sınıf yargıç olması nedeniyle Yargıtay Başkanlar Kurulu'na göndererek Fahri Kasırga hakkında soruşturma açılmasını isteyebilecek.
Monday, 12 March 2007
Neden bu blog?
Kısa bir ek yapmak gerekirse;
Çünkü Türkiye'nin eleştirmekten öte çözüm üreten platformlara ihtiyacı var.
Çünkü Türkiye'nin eleştirmekten öte çözüm üreten platformlara ihtiyacı var.
Subscribe to:
Posts (Atom)